Haramzadeler Çalarak Doymuyor, Sonuç Millet Geçinemiyor!
Uyarıyoruz! Haramzadeler Çalarak Doymuyor, Sonuç Millet Geçinemiyor! Bir tarafta ahlak ve maneviyat söylemleri, diğer tarafta geçim mücadelesi veren milyonlar… Bir tarafta kamu kaynaklarının hesabını soran yurttaşlar, diğer tarafta şeffaflık talebine cevap bekleyen bir toplum… Artık şu soruyu sormanın zamanı değil mi? Bir ülkede ahlak bu kadar anlatılıyorsa, neden kamu yönetiminde hesap verebilirlik bu kadar önemli bir mesele olmaya devam ediyor?
Kimse Dini Kullanarak Ahlaksızlık ve Hırsızlık Yapamaz! Din Kalkan Değildir.Mukaddesattir
Din, dürüstlüğü, kul hakkını gözetmeyi, adaleti ve ihtiyaç sahibini korumayı öğütler. Ancak dinî söylemi siyasi veya kişisel çıkarların örtüsü hâline getirmek, bu değerlerle çelişir. İnanç üzerinden güven kazanıp hesap vermekten kaçan, ahlakı başkalarına öğütlerken kendi sorumluluklarını unutan anlayışın sorgulanması gerekir.
Milletin alın teriyle oluşan kamu kaynakları hiç kimsenin şahsi malı değildir. Kamu görevi, ayrıcalık değil emanettir. Bu emaneti kötüye kullanan kim olursa olsun, hukuk önünde hesap vermelidir.
Hırsızlık iddiası varsa soruşturulmalı, yolsuzluk varsa kanıtları ortaya konulmalı, suç sabit olduğunda hukuk gereğini yapmalıdır. Hiç kimse makamı, siyasi kimliği, serveti veya dinî söylemi sayesinde dokunulmazlık zırhına sahip olmamalıdır.
Ahlak, kürsüde söylenen sözlerle değil, insanın yetki ve imkân sahibi olduğunda nasıl davrandığıyla ölçülür.
Emekli, Çocuğundan Aldığı Parayla Yaşamaya Çalışıyor!
Yıllarca çalışmış, vergisini ödemiş, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmuş bir emekli düşünün. Ömrünün sonbaharında dinlenmesi, torunlarıyla vakit geçirmesi, hayatının birikimlerinin karşılığını alması gerekirken ay sonunu getirebilmek için hesap yapıyor. Pazarda fiyat soruyor, markette ürünü rafa bırakıyor, faturalarını ödeyebilmek için çocuklarından destek istiyor.
Bu tablo, yalnızca ekonomik bir sorun değildir; aynı zamanda sosyal devletin, gelir dağılımının ve insan onuruna yaraşır yaşam hakkının sorgulanmasıdır.
TÜİK'in 2025 yılı sonuçlarına göre, nüfusun yüzde 27,9'u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındadır. Bu oran, sorunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar geniş bir toplumsal boyutu olduğunu göstermektedir.
Daha da acısı, geçim sıkıntısı yaşayan insanların umutsuzluğa sürüklenmesidir. İntihar, tek bir nedene indirgenemeyecek karmaşık bir olgudur. Ancak ekonomik sıkıntılar yaşayan insanların destek mekanizmalarına erişebilmesi, sosyal politikaların insan hayatını merkeze alması gerekir.
Bir emeklinin çocuklarının desteğiyle yaşaması, dayanışmanın güzel bir örneği olabilir. Fakat bu dayanışma, yıllarca çalışmış insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden yoksun bırakılmasının gerekçesi hâline getirilemez.
Vatandaş Ne Zaman Hesap Soracak?
Asıl mesele, yalnızca yoksulluğun varlığı değil; kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, kararların kimlere yarar sağladığı ve sorumluların hesap verip vermediğidir.
Vatandaşın görevi yalnızca izlemek değildir. Demokratik toplumlarda yurttaşlar soru sorar, belgeleri inceler, iddiaların araştırılmasını ister ve kamu görevlilerinden şeffaflık bekler. Basın, bağımsız denetim kurumları ve yargı da bu sürecin önemli parçalarıdır.
Bir ülkede yolsuzluk iddiaları varsa üzeri örtülmemeli; deliller incelenmeli, kamu zararı varsa ortaya çıkarılmalı ve sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Eleştiri, kanıta dayanmalı; hesap verebilirlik ise makam ayrımı gözetmeden uygulanmalıdır.
Çünkü kamu malı, milletin ortak emeğidir. Hiç kimsenin şahsi çıkarına tahsis edilemez.
Uyarıyoruz ! Haramzade Doymuyor, Millet Geçinemiyor!
Bir tarafta ahlak ve maneviyat söylemleri, diğer tarafta geçim mücadelesi veren milyonlar…
Bir tarafta kamu kaynaklarının hesabını soran yurttaşlar, diğer tarafta şeffaflık talebine cevap bekleyen bir toplum…
Artık şu soruyu sormanın zamanı değil mi?
Bir ülkede ahlak bu kadar anlatılıyorsa, neden kamu yönetiminde hesap verebilirlik bu kadar önemli bir mesele olmaya devam ediyor?
Haramdan kaçınmak yalnızca bireysel bir inanç meselesi değil, kul hakkını gözetmenin de gereğidir. Kamu kaynaklarını korumak, yoksulu gözetmek ve adaleti sağlamak, ahlakın sözde değil, uygulamada karşılık bulmasını gerektirir.
Milletin sofrası küçülürken kimsenin ayrıcalığı büyümemeli. Emeklinin onurlu yaşam hakkı, bir lütuf değil; sosyal devletin temel sorumluluklarından biri olmalıdır.
Haramzade doymaz belki; ama milletin sabrı da sınırsız değildir. Hesap soran bir toplum, adaletin ve şeffaflığın en önemli güvencelerinden biridir.
Hüseyin Ayhan
han Sosyolog – Hemşire – Aile Danışmanı







Benzer Haberler
Haramzadeler Çalarak Doymuyor, Sonuç Millet Geçinemiyor!
Özel’den ‘fon açıklaması: Muhalefet olarak en ciddi takibi yapacağız
Atina'dan provokatif adım! İsrail'den alıp Türkiye sınırına koydular
SON DAKİKA | MGK toplantısı sona erdi! 8 maddelik bildiri yayımlandı; 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' vurgusu
Fon soruşturmasında 3 yatırım bankası ve 2 faktoring şirketi TMSF’ye devredildi
Psikolog Nurselen’i öldüren sanığın cezası belli oldu!
İstanbul sahilinde İHA alarmı! Patlatılarak etkisiz hale getirildi
Sigorta Birliği'nden BES açıklaması: Herhangi bir sistematik sorun bulunmamaktadır