Ne Zaman Uyanıp Gerçekleri Göreceğiz?
Haksızlık bize yapılınca değil, kime yapılırsa yapılsın karşı çıkalım. Çünkü adaletin gerçek sınavı, başımıza geldiğinde ne yaptığımız değil; başkasının başına geldiğinde ne yaptığımızdır. Ve şimdi asıl soruyu yeniden soralım: Ne zaman uyanacak ve gerçekleri göreceksiniz? Yoksa yine kazığın bize batmasını mı bekleyeceğiz?
NE ZAMAN UYANACAK VE GERÇEKLERİ GÖRECEĞİZ?
Yıllar önce Aziz Nesin bir yazısında şöyle diyordu "Türk Halkı Kazık Kendine Batmadan Ses Çıkarmaz ve uyanmaz"
Bu söz günümüzü o kadar güzel anlatıyor ki kendisini bu ön görüşünden dolayı yaad ile anıyorum. Mekani cennet olsun.
Bizim ülkemizin çok iyi analiz edip geleceği görmüş desek yanılmış olmayız.
Şimdi Aziz Nesin'in bu sözü üzerinden yazıma başlıyorum.
Türkiye’de bazı insanların adalet duygusu ilginç çalışıyor.
Başkalarının hakkı yenirken sessiz…
Başkası işsiz kalırken sessiz…
Başkası haksızlığa uğrarken sessiz…
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulamak gerektiğinde sessiz…
Ama bir gün aynı sorun kendi kapısına dayandığında?
İşte o zaman kıyamet kopuyor!
“Bu nasıl adalet?”
“Bu ülkede hukuk yok mu?”
“Böyle düzen olur mu?”
Olmaz elbette.
Ama sevgili ülke halkı, bu düzen dün de böyleydi.
Sadece dün kazık sana batmamıştı!
Bizim en büyük toplumsal hastalıklarımızdan biri şu:
“Bana değmeyen yılan bin yaşasın.”
Yılan başkasını soktuğunda seyrediyoruz.
Komşuyu soktuğunda susuyoruz.
Arkadaşı soktuğunda “Bana ne?” diyoruz.
Bir gün dönüp bizi sokunca da elimizde değnek ile yılanın peşinden koşuyoruz!
Neden canımız yandı oç almak için yine adalet oluşturmak değil kendi canımız yandığı için ve öçümüzü almak için
İşte sorun tam burada.
Çünkü adalet, sana dokunduğunda hatırlayacağın bir kavram değildir.
Adalet, başkasının hakkı yenirken de savunulması gereken bir değerdir.
Daha da acısı var.
Siyaseti futbol takımı gibi tutuyoruz.
Bizim takım kazanırsa hakem iyi.
Bizim takım kaybederse hakem kötü!
Bizim siyasetçimiz hata yaparsa “yanlış anlaşılmıştır.”
Karşı taraf aynı şeyi yaparsa “ülke elden gidiyor!”
Bizim tarafın hakkında bir yolsuzluk iddiası varsa “komplo.”
Karşı tarafın hakkında iddia varsa “kesin gerçek!”
Sonra da dönüp soruyoruz:
“Bu ülke neden böyle?”
Çünkü biz yanlış yapanı değil, bizden olanı savunmaya başladığımız gün, yanlışın kendisini büyüttük.
Bir başka tehlikeli anlayış daha var:
“Hırsız benim hırsızım.”
Oysa kamu malı, siyasi parti malı değildir.
Devlet bütçesi, iktidarın kasası değildir.
İhale, birilerinin özel kazanç kapısı değildir.
Kamu görevi, kişisel menfaat alanı değildir.
Bir yolsuzluk iddiası varsa yapılması gereken “Benim tarafımdan mı?” diye bakmak değil, “Gerçekten ne olmuş?” diye sormaktır.
Elbette her iddia suç değildir. İddia ile kanıtlanmış suç arasında hukuk açısından büyük fark vardır. Ancak bu durum, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorma hakkımızı ortadan kaldırmaz.
Çünkü mesele sadece bugün cebimizden çıkan para değildir.
Mesele çocuklarımızın geleceğidir.
Mesele adalet duygusudur.
Mesele devlet kurumlarına duyulan güvendir.
Mesele yarın aynı haksızlığın kapımızı çalıp çalmayacağıdır.
Peki çözüm ne?
Çözüm, sadece bağırmak, sosyal medyada birkaç paylaşım yapmak veya seçimden seçime sandığa gitmek değildir.
Önce siyasi sadakati vatandaşlık sorumluluğunun önüne koymaktan vazgeçmeliyiz.
Kim yanlış yaparsa yapsın, yanlışın karşısında durabilmeliyiz.
İkinci olarak, “Bilmiyorum” demeyi öğrenmeliyiz.
Bir iddia duyduğumuzda hemen inanmak ya da reddetmek yerine belgeyi, resmi açıklamayı, denetim raporunu ve güvenilir kaynakları araştırmalıyız.
Üçüncü olarak, kamu kaynaklarının hesabını sormayı siyasi düşmanlık değil, vatandaşlık hakkı olarak görmeliyiz.
İhaleler, harcamalar, kamu projeleri ve bütçeler mümkün olduğunca anlaşılır ve erişilebilir biçimde kamuoyunun denetimine açık olmalıdır.
Dördüncü olarak, denetim mekanizmalarının güçlü ve bağımsız çalışmasını istemeliyiz.
Çünkü güçlü devlet, kimsenin hesap vermediği devlet değildir.
Tam tersine, gücün hukukla sınırlandırıldığı devlettir.
Beşinci olarak da çocuklarımıza yalnızca sınav başarısını değil, hak, hukuk, sorumluluk ve kamusal ahlakı öğretmeliyiz.
Çünkü dürüst toplum, yalnızca dürüst yöneticiler bekleyerek kurulmaz.
Dürüst vatandaşlarla kurulur.
Ve belki de en önemlisi:
Artık “Bizimkiler yapmaz” cümlesini tarihe gömmeliyiz.
Onun yerine şu cümleyi kurmalıyız:
“Kim yaptıysa, hangi partiden olursa olsun, hukuk önünde hesabını versin.”
İşte gerçek tarafsızlık budur.
Gerçek demokrasi de burada başlar.
Çünkü mesele iktidarın kim olduğu kadar, iktidar kim olursa olsun kuralların aynı işlemesidir.
Bugün başkasının hakkı yenirken susarsanız, yarın kendi hakkınız yenildiğinde sesinizi duyuracak bir toplum bulamayabilirsiniz.
Artık kazık bize batınca uyanmayı beklemeyelim.
Yılanı ancak bizi soktuğunda fark eden bir toplum olmayalım.
Yılan başkasına uzandığında da ayağa kalkalım.
Haksızlık bize yapılınca değil, kime yapılırsa yapılsın karşı çıkalım.
Çünkü adaletin gerçek sınavı, başımıza geldiğinde ne yaptığımız değil;
başkasının başına geldiğinde ne yaptığımızdır.
Ve şimdi asıl soruyu yeniden soralım:
Ne zaman uyanacak ve gerçekleri göreceksiniz?
Yoksa yine kazığın bize batmasını mı bekleyeceğiz?
Hüseyin Ayhan
Sosyolog – Hemşire – Aile Danışmanı







Benzer Haberler
İstanbul'da tramvayda taciz! Genç doktor sessiz kalmadı
Irak'ta 12 yıllık dönem sona erdi! ABD askerleri çekiliyor
Alkollü sürücünün kullandığı otomobil takla attı: 1'i ağır 3 yaralı
Resmi Gazete'de yayımlandı! Süresiz nafaka kaldırıldı
Uyuşturucu ve fuhuş soruşturmasındaki yazışmalarda Özgür Özel’in adı çıktı: Birlikte alem yapmışlar
İletişim Başkanı Burhanettin Duran’dan fon soruşturması açıklaması: Vatandaşlarımızın hakkını koruyacağız
Casusluk davasında üçüncü duruşma: İmamoğlu ve Yanardağ'ın tutukluğuna devam kararı verildi
Fon soruşturmasında Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın tüm mal varlıklarına dondurma talebi