Sağlıkta piyasalaşma ile kent yağmasının aynı zeminde buluştuğu ağır bir dönemi yaşıyoruz.
17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla 43 ilde bulunan 126 taşınmazın özelleştirilmesinin önü açıldı
17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla 43 ilde bulunan 126 taşınmazın özelleştirilmesinin önü açıldı.
Bu taşınmazların içinde halen hizmet veren hastaneler, aile sağlığı merkezleri, ağız ve diş sağlığı merkezleri, kapatılmış hastanelerin bugün ofis olarak kullanılan binaları, arsalar ve kamuya ait birçok değerli alan bulunuyor. Bu tablo yalnızca ekonomik bir karar değildir; aynı zamanda kamusal yaşamın, sosyal devlet anlayışının ve halk sağlığının geleceğini doğrudan ilgilendiren tarihsel bir kırılmadır.
Aslında bugün yaşananlar bir anda ortaya çıkmadı. Sürecin temelleri 2003 yılında atıldı. 2005 yılı itibarıyla ise Sağlıkta Dönüşüm Programı fiilen uygulanmaya başladı. O günlerde bu politikalar “modernleşme”, “verimlilik”, “hizmet kalitesinin artması” gibi söylemlerle topluma sunuldu. Ancak yıllar içinde görüldü ki sağlık, yurttaşın temel hakkı olmaktan çıkarılıp piyasanın insafına bırakıldı. Hastaneler birer işletmeye, hastalar müşteriye, sağlık çalışanları ise performans baskısı altında çalışan tükenmiş emekçilere dönüştürüldü.
Bugün gelinen noktada mesele yalnızca sağlık değildir. Sağlık üzerinden başlayan dönüşüm, kentlerin rant alanına çevrilmesiyle birleşmiştir. Şehir merkezlerinde kalan hastaneler ve kamu arazileri artık sermaye için büyük bir ekonomik değer olarak görülmektedir. Bir zamanlar halkın vergileriyle yapılan, toplumun ortak kullanımına sunulan yapılar bugün satış listelerine konulmaktadır. Bu durum, kent hakkının da halkın elinden alınması anlamına gelir. Çünkü bir hastane yalnızca bina değildir; bir mahallenin hafızasıdır, yoksulun güvencesidir, yaşlının umududur, acil durumda insan hayatını kurtaran kamusal bir yaşam alanıdır.
Bütün bunlar yaşanırken toplumun önemli bir kısmının sessiz kalması ise üzerinde düşünülmesi gereken başka bir gerçektir. “Sarı Öküz” hikâyesi tam da burada anlam kazanıyor. İlk taviz verildiğinde, ilk kamu değeri piyasanın önüne bırakıldığında, ilk hastane işletme mantığıyla yönetilmeye başlandığında ses çıkarılmalıydı. Fakat kısa vadeli çıkarlar, siyasi aidiyetler ya da “bana dokunmaz” düşüncesi nedeniyle birçok insan sessiz kaldı. O gün susanların önemli bir bölümü bugün yaşanan tablo karşısında konuşamaz hale geldi. Çünkü süreç artık kişisel çıkarların ötesine geçmiş, toplumun tamamını etkileyen bir yapıya dönüşmüştür.
Düyun-u Umumiye benzetmesi de bu yüzden önemlidir. Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını kaybetmesine neden olan süreç nasıl borç ve teslimiyet ilişkileriyle başladıysa, bugün de kamu hizmetlerinin birer birer piyasaya devredilmesi benzer bir bağımlılık yaratmaktadır. Önce sağlıkta başlayan bu modelin yarın eğitimde, ulaşımda, suda, enerjide ve başka kamusal alanlarda daha sert biçimde karşımıza çıkmayacağını kimse garanti edemez. Çünkü mesele yalnızca bina satmak değildir; mesele kamunun tasfiye edilmesidir.
Sağlık bir ticaret alanı değil, temel insan hakkıdır. Kentler ise rant uğruna yağmalanacak boş arsalar değildir. Toplumun ortak değerleri, halkın yaşam hakkı ve geleceği kısa vadeli ekonomik hesaplara kurban edilmemelidir. Eğer bugün bu gidişata karşı toplumsal bir bilinç oluşmazsa, yarın elimizde ne sağlık güvencesi ne de kamusal yaşam alanları kalacaktır.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumun gerçek gücü, en zayıf insanına nasıl davrandığında ortaya çıkar. Sağlık sistemini piyasaya teslim eden toplumlar, sonunda insan hayatını da piyasa değerine göre ölçmeye başlar. İşte asıl tehlike tam da budur.
Tamer BAYRAK
Alternatif Sağlık Sen
Genel Başkanı
Kaynak Linki: https://www.alternatifsagliksen.org.tr/Haber/2161







Benzer Haberler
Pentagon, İran savaşının ABD'ye maliyetini açıkladı! 'Gerekirse çekiliriz'
13 yaşındaki kız çocuğuna istismar davasında anne de tutuklandı
Ekrem İmamoğlu ile 3 sanığın yargılandığı casusluk davasının ikinci duruşması sona erdi
Etkin pişmanlık başvurusu yapan Özkan Yalım'dan 5 saat süren ifade!
Depremde 77 kişinin öldüğü Hünkar Apartmanı'na ilişkin davada karar çıktı
Kapıkule Sınır Kapısı’nda yolcu otobüsünde 2 bin 125 canlı yeşil alg ele geçirildi
Bakan Tekin'den ezber bozan müfredat çıkışı: O ifadelerin hepsi değiştirildi
İsrail'de Netanyahu'nun danışmanının Mossad Direktörü olmasının iptali için açılan dava başladı